Tiyatro ve Oyunculuk Sanatı Üzerine
- Aydın Sigalı
- 11 Kas 2024
- 3 dakikada okunur

Tiyatro ve oyunculuk sanatı, iyileştirir, bütünleştirir ve yaşamın doğrularının ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Böylesine önemli ve kaliteli bir buluşma noktasında birlikte olabilmenin heyecanı içersindeyim. Bu buluşmada emeği olan, bu buluşmaya vesile olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Tahmin edileceği gibi ilk yazımı tiyatro sanatıyla ilgili olarak sizlerle paylaşmak istedim. Fakat sanatın her alanında, zaman içerisinde sizlerle birlikte olmak, insana dair en özgün yaratımların yorumlarını, haberlerini ve fikirlerini paylaşabileceğimiz bu buluşma sürecinin sürekliliğinin de çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ve bu nedenledir ki yazar-okur ilişkisiyle değil, sanata duyarlı ve meraklı bireylerin birbirinden esinlenerek gelişim sağlayabildiği bir buluşma alanını oluşturmak en büyük hayalim.
Evet, insanlık tarihinin en eski sanat dalı olan tiyatro sanatının (resimden bile eski) tarihine bir göz atalım. Ama bu tarihçenin, tiyatro sanatının başat ögesi olan “oyunculuk sanatının” oluşumu ve gelişimi üzerine olmasının, ilk bilgi olarak daha çok ilgi çekeceği inancındayım. Çünkü çağımızın en gözde meslek veya hobilerinin başında “oyunculuk sanatı” gelmektedir. Çağımızın en güçlü ifade ve iletişim yöntemlerinden biri haline gelen bu sanat dalı, beden, ruh bütünlüğünde kişinin gelişimine de doğrudan katkı sağlamaktadır.
Evet insanlık tarihinin en eski sanat dalı olarak tarihçelendirebileceğimiz oyunculuk, ilkel toplumların yaşamak adına avlanma süreçlerinde ilk başvurdukları yöntem olan “taklit” yöntemi, yani avlarını ürkütmeden onlara yaklaşmak için o hayvanın sesi ve hareket özelliklerini taklit etmesi ile başlayan bir yöntemdir. Ve bu yöntemi sürekli kılabilmek adına topluluklarına, bu becerinin aktarılmasını oynayarak (taklit ederek) anlatmaları, yansılamaları ve bu becerilerinin giderek hakimiyet kazanması sonucu öyküyle buluşmaların başlamasına vesile olmuş, bu da ilk insanın yaşama dair ilk buluşu olan oyunculuk yöntemi ile hayatta kalabilme becerisi kazanmasına olanak sağlamıştır. Bu yöntem içgüdüsellikten hiçbir zaman ayrılmadan iyi insan olabilmenin arayışı içerisinde günümüzde de başvurulan en iyi yöntemdir. Ve artık günümüz insanı, ruhsal gelişiminin bir parçası olarak gördüğü oynama güdüsünü kullanarak, yine bir hayatta kalma (ayakta kalma) mücadelesi içine girmiştir.
Antik Yunan’a kadar gelen bu hikayelandirebilme yöntemi, Antik Yunan’da tiyatronun temeli sayılan “çatışma olgusuyla” günümüzde de geçerliliğini koruyan dramaya evrilmiş ve iyi ile kötü, güzel ve çirkin, doğru ve yanlış arasında kişilerin kendi keşiflerini yapabileceği bir derinlik kazanmıştır.
Çağlar boyunca tiyatro sanatıyla ekonomik, siyasal, ruhani, duygusal her alanda birbiriyle çatışan değerleri çarpıştırarak kendi doğrusunu bulmaya çalışmıştır insanoğlu. Bu çatışma antik yunan‘daki adıyla “peripetia” öylesine güçlü bir temel oluşturmuştu ki, oyunculuğun tüm sanat dallarını da kapsayarak tiyatro sanatıyla birleşmesini sağlamıştır. Müzik, resim, heykel, şiir ve benzeri..
Artık anlatım tüm bu bileşenlerin üretimi ile ortaklaşmış, sözün, sesin ve bedenin bir anlatım üslubu haline gelmiştir.
Günümüzde metin, dekor, kostüm, ışık, müzik ve oyunculuk toplu olarak tiyatro sanatının vazgeçilmezleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Peki bu içgüdüsel arayış günümüzde nasıl bir anlama ve çabaya ulaşmıştır? İşte ilk insanın yaşayabilmek için keşfettiği bu yöntem, günümüz insanının yaşayabilmek için gerekliliğine inandığı mutluluk ve doğruluk arayışıyla yer değiştirmiş ve artık sanatın gücü, zihne, duyguya doyuranlık sağlamaya odaklanmıştır.
İşte bu iyiyi arama ve bulma çabasının içinde, kötüyü, olmaması istenileni, iyiyle ve doğru olanla çarpıştırarak sahneden izleyene aktarması, kişinin doğru ve güzele ulaşmasına yardımcı olmuştur.
Savaşlar, sadece sahnede olmalıdır. Tarih boyunca yapılan hataları, yanlışları, doğruları sahneden seyirci ile buluşturmak insanda bilinçlenme, olumlama ya da olumsuzlama keşfini sağlamaya ve yaşamın içinde ona bilinç kazandırmaya neden olmuştur.
İnsanoğlunu, en büyük yarası olan "bencillik" algısıyla yüzleştirmek, toplumsal yaşamda diğer tüm canlılarla empati kurabilme yeteneğini sağlayabilmek için oyunculuk, en geçerli yöntem olmuş, insana ne olduğunu hatırlatan bir ayna vazifesi almış ve tiyatro sanatının oyunculuğun gerekliliği, insanı uyaran bir yöntem olarak en ön saflara geçmiştir.
Yani tiyatro insana iyi yaşamayı, sağlıklı düşünebilmeyi, geçmişi ile yüzleşebilmeyi, ona kimliğini hatırlatmayı ve gelecekle bağ kurmasını sağlayan en temel "doygunluk" aracıdır. Tiyatro ve oyunculuk sanatı, iyileştirir, bütünleştirir ve yaşamın doğrularının ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Sevgi ve saygılarımla...

Comments